‘O çatı’ Türkiye’nin üzerine çöktü

Çatısı çöken, binlerce kişinin uçaklarda mahsur kaldığı, rezalet görüntülerin yaşandığı İstanbul Havalimanı nasıl bir rüşvet çarkının gereği olarak inşa edildi? Okuyun…

HABER ANALİZ | ADEM YAVUZ ARSLAN

Türkiye gündemi kar yağışı ve yollarda kalan vatandaşlara kilitlendi.

İktidar cephesi bakanlarından trollerine Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yüklenirken dünya medyası İstanbul Havalimanı’nda mahsur kalan yolcuları ve ‘yardıma gelen çevik kuvveti’ anlatıyor.

Tabi dünyanın en maliyetli havalimanı olarak gösterilen İstanbul Havalimanı’nın kargo bölümünde çöken çatı da sosyal ağlarda milyonlarca kez gösterildi.

Aslında konunun, yani kar yağışı, yaşanan rezalet ve soğuk üzerinden yürütülen politik kampanyaya dair çok şey söylemek mümkün.

Ancak bu ben bu aşamada sizi sorunun ‘kaynağı’na götürmek istiyorum.

Çünkü dünyanın en iyi havalimanlarından biri olarak gösterilen, altyapısı-metrosu tamam Atatürk Havalimanı varken yılın yarıdan fazlası sis ve rüzgar nedeniyle kullanılamayacak olan bölgeye yeni havalimanı yapılmasının ardındaki motivasyonu anlarsanız taşlar yerine oturur.

Üstelik ben sadece aracı olacağım, ‘itirafları’ sürecin aktörleri kendi ağzından anlatacak. Peşinen söyleyeyim biraz uzun bir yazı olacak ama kaybedilen para, sermaye ve insan gücü hesaba katılır, doğaya verilen zarar düşünülürse yazıyı okumak için harcayacağınız zaman önemsizleşiyor.

YENİ HAVALİMANI HANGİ İHTİYAÇTAN ÇIKTI?

Malum olduğu üzere Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonlarından olan 25 Aralık 2013 soruşturması dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’ın doğrudan müdahalesi ile yarım kalmıştı.

Dönemin savcısı Muammer Akkaş aralarında ünlü işadamları ve bürokratlarında olduğu 41 kişi için göz altı talimatı verdi fakat Türkiye tarihinde ilk kez polis savcıya direndi ve siyasi müdahaleyle operasyon yaptırılmadı. Emniyet ve yargı dağıtıldı, konuyu haberleştiren medyaya ‘çöküldü’.

Dolayısıyla Erdoğan’ın kurduğu yolsuzluk çarkının bütün boyutları ortaya dökülemedi. Fakat elimizde polis fezlekesi var ve burada mahkeme kararıyla yapılan teknik takiplerin dökümleri mevcut.

Sadece bu telefon kayıtları ve yazışmalar bile Türkiye’nin üzerine çöken yağma ekibini eksiksiz göstermeye yetiyor.

Hatırlanacağı gibi 25 Aralık operasyonuna konu olan 5 büyük yapılanma vardı. Benim bugün burada yoğunlaşacağım alan ‘4. grup’ olarak adlandırılan dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın öncülüğündeki grup.

Bugün ‘5’li çete’ olarak bilinen işadamları (ve tabi ki dahası) ile kurulan ve kamu ihaleleri üzerinden yapılan büyük vurgunlara bakacağız. Çünkü günlerdir İstanbul Havalimanı’nda yaşanan rezaletin ardında bu yapı var.

Düşünün. “Türkiye’nin dünyaya açılan kapısı” diye sunulan yer kar yağışında kapanıyor. ‘Yetersiz’ denilen Atatürk Havalimanı ise açık hatta AKP’li bakanların uçakları rahatlıkla buraya inebildiler.

HAVALİMANI VE YOL PROJELERİ İLE SARAY MEDYASI KURULDU

Dünkü kar yağışında kargo bölümünde çökme yaşanan İstanbul Havalimanı’nın inşa süreci vurgun rejiminin en somut örneği.

Erdoğan rejimi medyayı kontrol etmekle yetinmeyip tamamen sahip olmak istiyor ve bu amaçla kamu ihaleleri alan şirketlere – mafya jargonuyla – ‘salma’ yapıyor.

Bu konunun İstanbul Havalimanı ve yaşanan rezaletle ne ilgisi var demeyin. Aksine tam da merkezinde yer alıyor.

Erdoğan, Çalık Holding’e ait Sabah-ATV’nin alınması için dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ı görevlendiriyor. O da başta ‘beşli çete’ olmak üzere yandaş işadamlarına ‘pamuk eller cebe’ talimatı veriyor.

Yapılan yoğun görüşmeler sonrası Sabah ATV grubu 1 milyar dolarlık teklife rağmen Aralık 2013’te şirket sermayesi 190 milyon dolar gözüken Zirve Holding’e devrediliyor.

Resmi kayıtlara göre devir 300 milyon dolara yapıldı. İşte bu 300 milyon dolar bugünün İstanbul Havalimanı’nı yapan yandaş  şirketlerden açıktan alınan para.

3.Boğaz Köprüsü’nü yapan İçtaş Astaldi grubu adına İbrahim Çeçen tek başına rüşvet havuzuna 100 milyon dolar yatırdı. Yeni havalimanı ihalesini kazanan Cengiz-Limak-Kolin-Kalyon ve-Mapa konsorsiyumu da havuza 100’er milyon yolladı.

Mahkeme kararıyla yapılan teknik takiplere göre süreci Erdoğan çok yakından takip etti.

Kayıtlardan bazı kesitlere bakalım:

Tarih 21 Temmuz 2013.

Erdoğan Turkuaz Medya’ya el koyma ve bu iş için ‘naylon patron’ olarak Ömer Faruk Kalyoncu’yu görevlendirmek için görüşmelere başlıyor.

Öğleden sonra saat 15:51’de Erdoğan ile Orhan Cemal Kalyoncu telefonda.

Erdoğan “Neredesin Orhan, Faruk nerede, iftardan sonra bir iki görüşme yapacağım” dedikten sonra “Bizim evde bir görüşme yapalım sen Faruk’a da söyle” demiştir.

Orhan Cemal Kalyoncu da “Tamam Faruk’u da alır gelirim efendim” demiştir. (Faruk ilerleyen bölümlerde ‘genç arkadaş’ olarak tapelere konu olacak, 1977 doğumlu genç bir işadamıdır)

Aynı gün. Saat 16:01.

Orhan Cemal Kalyoncu ile Berat Albayrak telefon görüşmesindedir.

Berat Albayrak “Akşam görüşüyoruz abi tamam mı?” diyerek toplantıya katılacağını Kalyoncu’ya söylüyor.

24 Temmuz 2013. Saat 19:53.

Berat Albayrak ile Orhan Cemal Kalyoncu görüşmektedir.

Kalyoncu kendisine önerilen projeye dair netleştirme yapmak istemektedir. Albayrak’a “Dün toplantılarımız vardı bu şeyle ilgili. Faruk’un sana uğramasına gerek var mı bu ara?” diye sorar.

Albayrak ise “Yani gerekiyorsa, kafasında soru işareti varsa uğrasın” diye cevap verir. Tapelere yansıyan görüşmelere göre devir işlemi için yapılacak naylon yapının koordinatörlüğünü de Berat Albayrak yürütmektedir.

Çünkü bir sonraki tapeye (Eylül 2013) göre Erdoğan ile Berat Albayrak devre dair detayları tartışıyorlar.

Berat Albayrak “O zaman yüzde 75’lik kısmı arkadaş için başlatıyorum” dedikten sonra şöyle devam ediyor: “ Ben o zaman o arkadaşlar kanalıyla süreci başlatıyorum o zaman, protokol sürecini, de mi, o isimde mutabıksak.”

Erdoğan ise “Hangi isimde?” diye cevaplıyor.

Berat Albayrak cevaben, “Malum arkadaş var ya. Genç arkadaş. Genç arkadaş üzerinden protokolü başlatıyorum,” diyor.

Burada bahsi geçen ‘genç arkadaş’ 1977 doğumlu Ömer Faruk Kalyoncu.

Erdoğan ise daha önce konuşulan naylon patron olayını bildiği için telefonda şöyle devam ediyor:

“Tabi tabi, hem o hem o, ona öbürünü de katalım. Yani onun üzerinden başlatalım.”

Telefon tapelerine yansıyan diyaloglar, mutabık kalınan süreçler gerçek patronun Erdoğan ailesi olduğunu net olarak gösteriyor.

13 Ağustos 2013. Saat 14:33.

AKP döneminin en meşhur işadamlarından, bu soruşturma kapsamındaki bir telefon tapesindeki ‘milletin a… koyacağız’ sözüyle hafızalara kazınan Mehmet Cengiz AKP döneminin bir diğer yıldız işadamı Celal Koloğlu ile telefonda görüşmektedir.

Mehmet Cengiz bir gün önce dönemin Karayolları Genel Müdürü (sonranın Ulaştırma Bakanı) Orhan Turan ile görüşmüştür.

Görüşmeden elde ettiği bilgileri Koloğlu’na aktarır: “Bu yap işlet devret işi, normal bir iş değil. Birisi bir milyar dört yüz elli milyon dolarlık iş. Bu şey tarafı. Anadolu Tarafı, bir de bir milyar yüz milyon dolarlık iş.”

Koloğlu ise Cengiz’e “Beyfendi’ye ne diyeyim? Cumartesi bir daha görüşeceğim, bir şey diyeyim mu bu konuda,” diye soruyor.

Telefon görüşmesine konu olan proje o dönemde henüz ihalesi olmamış 2,5 milyar dolarlık Kuzey Marmara Otoyol İhaleleridir. Henüz kamuoyuna açık olamayan bilgiler yandaş işadamları ile ‘istişare’ edilmektedir.

İstişare görüşmeleri sadece işadamları arasında değildir.

20 ve 21 Ağustos 2013.

Bu kez AKP döneminin gözde işadamları Celal Koloğlu, Mehmet Cengiz ve İbrahim Çeçen dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ile buluşurlar.

Toplantı rüşvet havuzunun şekillenmesindeki kilometre taşlarından birisidir.

20 Ağustos 2013. Saat 17.19.

Mehmet Cengiz ile Celal Koloğlu telefondadır. Halen internette de bulunabilen bu görüşmeye göre Koloğlu kendisine yüklenen ‘misyon’dan çok mutlu değildir. “Görüştüm abi görüştüm de kafam karma karışık oldu ya abi ya” dedikten sonra bakanla yaptığı görüşmeden aktarmaya devam ediyor.

Bakanın ‘Beyefendi’yle görüşeceğini, görüşmeden sonra planın netleşeceğini, Bakanın bu olayı kendisine verilmiş bir görev olarak tanımladığını söyledikten sonra, “Bana görev verdi ben halledecem diyo”, “kırk yılda böyle bir görev verilir güya sizlere de yani bunu yapmanız lazım diyor bunun şeyi yok diyor kaçar tarafı yok diyo ben de dedim ne emir verirseniz biz de elimizden geleni yaparız dedim ne deyim abi ben bunu söyledim başka  ne deyim abi söyle”, “iki iki iki kısım diyor iki ye ayrılmış diyo”, “bir diyor ıı işte bi tarafta ATV var bir takım şeyler var öbürüne de diyor gazete ve A Haber var diyor”, “he yani ikiye ayrılmış bunu diyor büyük bir … öyle de böyle halledeceğiz başka bunu diyo sıkıntıdayız diyo hallolacak diyo bu iş ne deyim abi yani diyecek birşey bırakmadı ki” diyor.

Koloğlu’nun anlattıklarının tercümesini yapalım. ‘Beyfendi’ malum olduğu üzere Erdoğan.

‘Görev verilen’ kişi Binali Yıldırım.

20 Ağustos 2013. Saat 22:42.

Mehmet Cengiz ile Cemil Kazancı görüşmesi.

Cengiz Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ı işaret ederek “Beni gene yarın Ankara’ya çağırdı. Yarın Ankara’ya gidiyorum ben öğleden sonra, Sabah konusunda” diyor.

Çeçen de konuyu iyi bildiği için “İşte gider bu basın masın işlerini halledersin olum sen de” cevabını veriyor.

Konuşmanın bundan sonrası hayli ilginçleşiyor. Çünkü Erdoğan ile işadamları arasındaki kurulu rüşvet düzeni herkesin bilgisi dahilinde.

Çeçen, Cengiz’in “Sana girecek oradan fatura da o zaman sen diyeceksin yani” demesi üzerine, “Ha ha sanki niye bana benim havalanım yok… bana fatura versin ya… (gülüyor) Celal’le yolda konuştuk, dedim bana ne vermiş oğlum size vermiş ben bana ne verecek yani bana bir şey verdiyse tamam hay hay başımın üstüne” diyor.

‘BENİ HAVALİMANINA KATIN 150 MİLYON VEREYİM’

İnternete düşen ses kayıtlarına da yansıdığı gibi, büyük ihaleleri alan işadamları ihale karşılığı milyonlarca doları rüşvet olarak vermeyi işin raconu olarak kabul ediyor.

İbrahim Çeçen aynı dönemde 3. Köprü ihalesini kazanmıştı. Söz konusu telefon görüşmelerine göre Çeçen kendisinden istenen 100 milyon dolar rüşvetten rahatsızlık duymuyor. Hatta kendisini yeni havalimanı projesine katmaları durumunda vereceği rüşveti 150 milyon dolara çıkarabileceğini söylüyor.

Ayrıca Çeçen’in “Sanki niye bana, benim havalimanım yok” demesi medyanın devri konusunda işadamlarından toplanacak paraya işaret ediyor.

Sürecin en önemli toplantılarından birisi 3 Eylül 2013’te Ankara’da yapıldı.

PTT Ahlatlıbel Sosyal Tesisleri’nde Binali Yıldırım ile bir araya gelen malum işadamları medya grubunun satın alınması için gerekli olan paranın –rüşvetin dağıtılması için son rötuşları yapacaklardır.

İşadamları ile bakanlık bürokratları arasında gün boyu telefon trafiği döner ve o akşam toplantı PTT Ahlatlıbel Şark Köşesi’nde gerçekleştirilir.

Toplantıya  Mehmet Cengiz, Nihat Özdemir, Hayrettin Özaltın, Adnan Çebi ve İbrahim Çeçen katılmıştır.

Toplantının içeriği ise işadamlarının kendi aralarında yaptıkları telefon görüşmelerinde ne olarak gözüküyor.

4 Eylül 2013. Saat 10:07.

Mehmet Cengiz – Hayrettin Özaltın görüşmesi.

Özaltın Cengiz’e “dünden bu yana kendini nasıl hissediyorsun” diye sorar.

Cengiz “ben ee o Nihat’ı gördükten sonra rahatladım he hee” diye cevap veriyor.

Diyaloglar uzun ve ilginç.

Söz konusu tape halen internette bulunabiliyor.

İlgili tapenin şu bölümünü buraya almakta fayda görüyorum:

Cengiz: “30 30 30 … Adnan da mahvoldu Adnan’ı göremedin mi akşam simsiyah olmuştu.”

“Hayrettin aman ha bunu hiç kimseyle paylaşmaman lazım ya”

Özaltın: “Yok yok hiç merak etme ya”, “Ya ben daha da şey yapsaydım düşük ver söyleseydim yok demezdi herhalde değil mi.”

Cengiz: “Almazlar”, “Bu da hey 100 verdiği yere sen yani sen neyi konuşuyorsun kardeşim ya sen 20 vereceksin da Allah için Adnan’a fazla oldu tek mağdur olan Adnan oldu sen 30 vermen lazım Adnan’a 20 vermesi lazım doğru mu.”

Özaltın: “90 altı yani düşük rakam verseydim almazdı öyle mi.”

Görüşmenin meali şu: Binali Yıldırım toplantıda medya grubunun devri için oluşturulacak rüşvet havuzuna Mehmet Cengiz, Nihat Özdemir ve Celal Koloğlu’nun her birinden 100’er milyon dolar, Adnan Çebi’den 30 milyon dolar ve Hayrettin Özaltın’dan 20 milyon dolar toplanacağı, tüm işadamlarından 700 milyon dolar toplanacağı tebliğ edilmiş.

Tarih 11 Eylül 2013. Saat 10:18.

Mehmet Cengiz – Hayrettin Özaltın görüşmesi

Cengiz: “Dün haberi aldı yatıyor”

Aynı gün öğleden sonra 16:32.

Mehmet Cengiz – Hayrettin Özaltın görüşmesi.

Cengiz: “Adnan için de fazla oldu yani” “burnundan soluyor neyse bi kadeh rakı içirdim ona”

Özaltın: “Ya bana da fazla oldu”

Cengiz: “Sana ne fazla oldu ib..lik g..lük yapma s..erim belanı ha” “aslında Adnan’ınki 20 seninki 30 olması lazım doğrusu o ben adalet Allah için konuşuyorum Allah için doğru mu”

Özaltın: “Adnan’la beraberdik cumartesi pazar aklına geldiyse üfffff üffff diye derin diyor nefesi derinden alıyor”

17 Eylül 2013. Saat 19:42.

Mehmet Cengiz ile Hayrettin Özaltın görüşüyor.

Konuşma hayli ağır küfürler, argo ifadeler içerdiği için buraya almadım. Ancak Mehmet Cengiz’in ifadelerinden neler demiş olabileceğini tahmin edebilirsiniz.

Görüşmelerden anlaşılan şu: Binali Yıldırım tarafından medya grubu devri için kendilerinden rüşvet istenen Mehmet Cengiz, Hayrettin Özaltın, Adnan Çebi, İbrahim Çeçen ve Celal Koloğlu para miktarlarının yüksek olması nedeniyle ağır strese girmiş.

Bu arada telefon trafiklerinden anlaşıldığı kadarıyla toplantının gizliliğine çok dikkat edilmiş ve teknik takip ihtimaline karşı bizzat Binali Yıldırım tarafından telefonlar sökülmüş.

Sonuç olarak 3 Eylül 2013’te Ankara’da yapılan toplantıdan çıkan rüşvet dağılımı şu şekilde olmuş:

Mehmet Cengiz 100 milyon, Nihat Özdemir 100 milyon, Celal Koloğlu 100 Milyon, İbrahim Çeçen 100 milyon, Adnan Çebi 30 milyon ve Hayrettin Özaltın 20 Milyon dolar.

17 Eylül 2013. Saat 12.47.

Mehmet Cengiz ile Nihat Özdemir telefondadır. Özdemir Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde Erdoğan ile yaptığı görüşmeye dair Cengiz’i bilgilendiriyor.

“Köşk’te Başbakan da vardı.  Çağırdı görüştü benle bilgin olsun sana bilgi vereyim tamam. Mehmet Cengiz’e söyle dedi bu işi halledeceksiniz kardeşim”

Cengiz: “Demedin mi ki adam evine yattığı yok yav bir şey deseydin ona yav” diye cevap veriyor. Özdemir ise Erdoğan’a ‘bu işi bitirmek için Singapur seyahatini iptal ettiklerini’ anlattığını Cengiz’e anlatıyor.

17 Eylül’deki bu görüşme, 25 Ağustos’ta Rize’de yapılan görüşmenin devamı niteliğinde. Her iki görüşmede de Erdoğan sürece bizzat dahil olarak satın alma ve devir işlerini birinci elden takip ediyor.

Konuşmalarda iki nokta öne çıkıyor.

Birincisi rüşveti aklama formülü. Üçlü olarak tanımlanan Cengiz-Limak-Kolin’in verecekleri yüzer milyon dolarlık rüşvetin transferi için rüşvet aklama formülü geliştiriliyor.

Plana göre İstanbul Havalimanı Konsorsiyum’unda birlikte oldukları Kalyon Grup’un bu ortaklıktaki yüzde 10 hissesini, 300 milyon karşılığı Cengiz-Limak-Kolin’e devredecektir. Böylece üçlünün vereceği 300 milyon dolarlık rüşvet, hisse devri bedeli gibi gösterilerek legal görünüme sokulacaktır.

Ancak ortada gerçek bir satış yoktur.

20 Eylül 2013. Saat 16:45.

Erdoğan’ın özel kalem müdürü Hasan Doğan ile Mehmet Cengiz görüşmektedir.

Hasan Doğan, “Mehmet abi bir sıkıntı var mı?” diye soruyor. Cengiz ise “Yok yok da bu ee bir görev verdi onu çözmeye çalışıyoruz” cevabını veriyor.

Devamında Doğan bir daha soruyor: “Bu televizyonda sıkıntı yok değil mi abi?”

Cengiz ise, “Ben hallediyorum oo 15 gündür onunla uğraşıyoruz bir aa 1.5 aydır onunla uğraşıyoruz ya bu konuda”, “bir görev bi bir görev vermiş bana onunla uğraşıyorum onun için aradım” sözleriyle cevaplıyor.

Hasan Doğan ise aldığı cevaplardan memnun bir tonda “sağol abicim bir ihtiyaç bir sıkıntı olursa haberim olsun abi” diyerek görüşmeyi sonlandırıyor.

20 Eylül 2013. Saat 19:30.

İşadamları hisse devri formülünü sıkıntılı buldukları için Resmi-Gayri Resmi Ödeme Sistemi geliştiriyorlar. Cemal Kalyoncu gelinen noktayı Berat Albayrak’a iletiyor.

Albayrak ise “Ya hala bitmedi nedir bunlar ya?” diye tepki gösteriyor.

Kalyoncu’nun cevabı ise ortamı yatıştırmaya yönelik: “Sıkıntı yok da sistemde bir sıkıntı var onu bir konuşmam lazım senle” diyor.

‘TÜRKİYE YER YERİNDEN OYNAR YA BUNLAR FARKINDA DEĞİL YA’

İşadamları illegal bir iş yaptıklarının farkındadırlar.

Ancak Erdoğan’a ve Binali Yıldırım’a karşı bir şey diyemezler. Kendi aralarında yaptıkları konuşmalarda karşılaşacakları riskleri dile getirirler.

Bir gün sonrası. 21 Eylül 2013 saat 11.25.

Mehmet Cengiz ile Nihat Özdemir görüşüyorlar. Bu kayıt halen internette mevcut. Özdemir durumdan çok şikayetçidir:

“Ya ben var ya ben cenaze gibiyim”

Rüşvet paralarının toparlanma sürecine dair tartışmaları yapan iki işadamından Cengiz ilgili rakamın 20-25 günde ancak toparlanabileceğini söylüyor.

Özdemir ise işlenen suçun ağırlığından olsa gerek “Türkiye’de yer yerinden oynar ya yer.. bunlar farkında değiller ya” diyor. Cengiz de benzer bir psikolojidedir: “Yani öyle kızmışım ki yani var ya bir anda restte çekebilirim yani anam avradım olsun o haldeyim yani o haldeyim yani.”

İşadamları adeta kıvranıyorlar. İşlenen suç, istenen para ve yapılan illegal işlerin ağırlığının altında ezilmişlerdir.

24 Eylül 2013. Saat 18:39.

Mehmet Cengiz- Orhan Cemal Kalyoncu ile görüşmektedir.

Mehmet Cengiz paraları yollamak için hazırlık yaptığını söyledikten sonra “Beyefendi bir şey dedi mi?” diye soruyor.

Kalyoncu: “Şeyle konuştum eee işte bir biran önce olsun diyorlar” “süreci hızlandıralım diyorlar yani süreci hızlı yapalım diyorlar.”

Görüşmeden de anlaşılabileceği gibi, ‘Beyefendi’ süreci yakından takip etmekte ve devrin bir an önce yapılmasını istemektedir.

27 Eylül 2013. Saat 09.22.

Mehmet Cengiz-Ömer Faruk Kalyoncu ve Hayrettin Özaltın görüşmektedir. (Kayıt halen internette mevcut.)

Cengiz: “Parayı hazırladın mı onu söyle o zaman sen he Faruk bey yanımda da. Ya senin paran azdır da kardeşim biz bir şey değil ki ya biz 100 veriyoruz.”

Özaltın: “Ya şeyde nasıl göstereceğiz kayıtlarda nasıl göstereceğiz?”

‘BEN 100’Ü AÇIKTAN VERİYORUM YA’

Cengiz: “Kayıta bakacağız da a…. koyayım kaydının ya.. Ben şimdi 20 teslim ediyorum da bana hepsini istiyor bu bankadan çekelim oraya ya şimdi Faruk Bey de yanımda da o da kalmış böyle ya.. Ya seninkini 20 milyon da karıştırma Allah’ını kitabını seviyorsan ya, ben 100’ü açıktan veriyorum ya.”

Telefon görüşmelerinde de açıkça görülebileceği gibi Cengiz 100 milyon doları banka üzerinden değil gayri resmi olarak ‘açıktan’ vermektedir.

Söz konusu telefon görüşmesi güvenlik birimlerinin takibindedir. 8 Ekim 2013’te sevkiyat için anlaşılır.

Polis kameraları kayıttadır.

Tarih 9 Ekim 2013. Saat 10:30.

Mehmet Cengiz ile Celal Koloğlu görüşüyor.

Koloğlu: “Ben bir 30 gönderdim bugün de 30 gidiyor.”

‘BAKAN ARADI EŞŞOĞLUEŞŞEK HIZLANDI’

25 Aralık soruşturmasının delillerine göre Nihat Özdemir rüşvet olarak vereceği 100 milyon doların 68 milyon dolarını kamu bankası olan Ziraat Bankası’ndan kalanı da Arap Türk Bankası’ndan kredi olarak kullanmış.

Kolin İnşaatın sahibi Celal Koloğlu ise 100 milyon doların tamamını iki parti halinde Ziraat Bankası’ndan kredi olarak almış.

Tarih 20 Eylül 2013. Saat 19:49.

Mehmet Cengiz ile Ömer Sertbaş telefonla görüşmektedirler.

Mehmet Cengiz Binali Yıldırım aracılığıyla yaptıkları siyasi baskının sonuç vermesinden çok memnun şekilde konuşuyor: “Bak o Genel Müdürü bakan aradı ya eşekoğlu eşek hızlandı ha yani bu Bakana arattırdık iyi oldu ama ona çok ihtiyacımız vardı.”

Deliller rüşvet olarak Ziraat Bankası’ndan çekilen kredilerin Bakan Binali Yıldırım’ın talimatıyla alındığını tartışmasız olarak gösteriyor.

Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın ve yardımcısı Ömer Baktır konuyu birinci elden biliyorlar.

Mehmet, Cengiz Celal Koloğlu’nu arar.

Tarih 03 Ekim 2013. Saat 15:12.

Ziraat Bankası yöneticisi ile görüşmeden iki dakika sonrası.

Mehmet Cengiz kredilerin çıktığını haber verir. Koloğlu da rahatlamıştır.

Cengiz Binali Yıldırım’ın yerinde kalmasının kendileri için çok iyi olacağını söyler: “Ama hakkaten iyi oldu bir şey Binali kalırsa yaşadık. Vallaha Binali kararlı gördüm dün Binali’ylen beraberdim.”

‘BİZ KERİZ DEĞİLİZ VERİLMESİ GEREKİYOR Kİ VERİYORUZ’

27 Eylül 2013. Saat sabah 09:22.

Mehmet Cengiz, Ömer Faruk Kalyoncu ve Hayrettin Özaltın görüşmektedir.

Halen internette bulunan görüşme kaydına göre Cengiz Özaltın’ı arayıp “paranın hazır olup olmadığını” soruyor. Özaltın ise “yok önümüzdeki hazırlayacam niye hayırdır” diye cevaplıyor.

Cengiz devamında “Para lazım da ben teslim ediyorum para da, ya bir gün ver de adamlara gün diyeyim” diyor. Özaltın ise “Ya ben Ömer ile konuştum Ömer bana dönecekti” diyor.

Cengiz “Ya şimdi sen bana şimdi tam bana net de yani para vermek ile ilgili sıkıntı var mı?” diye soruyor. Özaltın ise “Yok vermekle ilgili sıkıntı yok da o şeyi şey yapacaz da yani yolu tam tespit edemedim anladın mı yani üstüme mi almayayım şirket adına mı alayım nasıl alayım nerden şey yapayım yoksa problem yok” diye cevap veriyor.

Cengiz “Ya senin paran azdır da kardeşim bir şey değil ki ya biz biz 100 veriyoruz” diyerek tepki gösteriyor. Özaltın resmi kayıtlarda nasıl gösterileceğine dair endişelerini dile getirince Mehmet Cengiz çok bilinen küfürlerini sıralıyor.

Konuşmanın devamı kağıt üzerinde yapılacak oyunlar ve naylon şirketin detaylarına ilişkin. Dediğim gibi kayıt internette var merak eden oradan tümünü dinleyebilir.

PARALEL SÜREÇLER: RÜŞVETLER-İHALELER

Soruşturma evraklarına göre işadamları bir yandan rüşvetleri öderken öbür yandan ihaleleri takip ediyorlar.

20 Ağustos 2013’te yapılan toplantıda Binali Yıldırım ile Kuzey Marmara Otoyolu Projesini konuşan işadamları bu ihalelerde yer almak için istenilen rüşvetleri takip eden sürede ödüyorlar. Nitekim bu durum işadamları ve bürokratlar arasında yapılan görüşmelerde açıkça gözüküyor.

Bir yandan rüşvetler toparlanırken öbür yandan Bakan Yıldırım ile bir araya gelip ihaleleri karara bağlıyorlar. Yani birbirine paralel bir süreç işliyor.

9 Kasım 2013. Saat 10:43.

Mehmet Cengiz ile Ömer Baktır görüşmesi

Cengiz, “Bakan çağırdı bizi o konu ile ilgili” diyerek ‘o konu’ya referans veriyor. O konunun ne olduğu takip eden görüşmede daha net görülüyor.

Yine 9 Kasım 2013.

Mehmet Cengiz ile Celal Koloğlu görüşmededir.

Cengiz, “Gelin de konuşalım hem de bizim konuları konuşalım ya. Pazartesi Bakanlar Kurulu var. Hem o elektrik dağıtım ile ilgili konuşalım değil mi” diyor.

Koloğlu ise “Evet o konu önemli” diye cevap veriyor.

Cengiz, “Başka bir sorunumuz kalmadı ki her şeyi verdik da. Havalimanını konuşalım onu konuşalım,” diyerek rüşvet-ihale ilişkisini teyit ediyor.

Koloğlu devamında: “Konuşalım bir de şu İstanbul’daki o işi onu da söyleyecektir büyük ihtimalle şeyler ödemedi ya daha neyse onu konuşuruz abi onu da.”

Dosya detaylarına göre Mehmet Cengiz ile Binali Yıldırım 14 Kasım 2013’te bir araya geliyor. Görüşme İstanbul Kavacık’ta bulunan Kıyı Emniyeti Sosyal Tesisleri’nde gerçekleşiyor.

14 Kasım 2013. Saat 13:26.

Mehmet Cengiz ile Celal Koloğlu görüşüyor. Cengiz, “Şimdi biz akşam Beyefendi ile oturduk saat 11’e kadar,” diyerek detaylara geçiyor.

Cengiz’in anlatımlarına göre bu buluşmada, Sabiha Gökçen işi ‘halledilmiş’.

Cengiz, “Ama yüzde 10 dedi” deyince Koloğlu ‘tamam’ deyip konuyu detaylandırmıyor. Güvenlik birimlerinin tespitine göre Yıldırım’ın söylediği “yüzde 10” istenen rüşvet miktarı.

Cengiz’in anlatımlarında en dikkat çekici bölümlerden birisi de şu: Bakan Yıldırım ihalelerle ilgili bilgileri henüz ihaleye çıkmadan işadamları ile paylaşıyor. Hatta onlara ev ödevi de veriyor.

Aynı telefon görüşmesi.

Mehmet Cengiz “Şimdi 4’lük bir iş var. Şimdi bunlara bir çalışın dedi yani 2-2 filan” diyor.

Bahsedilen iş 4 milyar dolarlık bir proje. Bakan işadamlarına ‘bu işi çalışın’ talimatı veriyor.

İşadamları da kendi aralarında iş bölümü yapıp ihale daha ilan edilmeden hazırlıklarını yapıyorlar.

Cengiz’in şu ifadeleri rüşvet olarak verilen milyonlarca doların kaynağını da deşifre ediyor “ Ama sen şey Nihat filan konuş da şu şey 1 milyarlık iş var ya. Oradan Sezai diyor 300 alırsınız. 300-400 alırsak paranın bir kısmını oradan alırız

15 Kasım 2013. Saat 14:48.

Mehmet Cengiz Nihat Özdemir ile görüşmektedir. Bakan Yıldırım ile yaptığı görüşmenin çok verimli geçtiğini istediği işlerin bir kısmını bağladığını anlatıyor.

Cengiz: “Şeyi bağladım buradaki kesin bizim. İş var ya hani konuşuyorduk.”

Devamı şu şekilde: “Şimdi 4 civarında bir işler var hım ee onları bir beraber çalışacağız. Kim ne olur, ne gider. Karayolu falan filan. Ben akşam bitirdim işi ama yüzde 10.”

Cengiz konuşmanın sonunda, “Üçümüz ee bir 2 milyar birimiz ne alabilirsek alalım işte” diyerek ihalenin nasıl paylaşılacağına dair detayları veriyor.

İşadamları Bakan Yıldırım’dan çok memnundurlar.

Kendi aralarında yaptıkları görüşmelerde bunu ifade ediyorlar. Mehmet Cengiz’in kamuoyuna mal olan “Bu milletin a… koyacağız” lafı da bu görüşmeden.

Konuşmalar, yazışmalar bu şekilde uzayıp gidiyor. Okurken yoruldunuz değil mi? Siz yoruldunuz ama onlar ‘milletin a…. koymaktan’ yorulmadı.

İşte dün çatısı çöken, binlerce kişinin uçaklarda mahsur kaldığı, rezalet görüntülerin yaşandığı İstanbul Havalimanı böyle bir rüşvet çarkının gereği olarak inşa edildi.

Erdoğan ve çetesi muradına erdi, faturasını bizler nesiller boyu ödeyeceğiz.

https://www-tr724-com.cdn.ampproject.org/c/www.tr724.com/o-cati-turkiyenin-uzerine-coktu/amp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir