Bizden soykırımcı çıkar mı?

YORUM | NEVİN ERDEM 

George W. Bush ve Barack Obama’nın seçim kampanyalarında söz vermelerine rağmen yapmadıklarını yeni ABD başkanı Joe Biden yaptı.

1915 yılında, I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ermenilere yönelik toplu öldürme eylemlerinin “soykırım” olduğunu resmi olarak kabul etti.

Avrupa Parlamentosu ve Vatikan dahil, toplam 31 ülke 1915 olaylarını soykırım olarak kabul ediyor. Gidişata bakılırsa, bu sayı çok yakın bir gelecekte oldukça artacak gibi.

Teknik kavramlar önemli.

Soykırım kavramı da, uluslararası sözleşmelerde çerçevesi belirlenmiş olan teknik, hukuki bir kavramdır. İlk defa Polonyalı hukukçu Raphael Lemkin tarafından 1944 yılında kullanılan genocide (soykırım) ifadesinin hukuksal tanımı, 2. Dünya Savaşından sonra, 1948 yılında hazırlanan Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde yapılmıştır.

Lemkin, Raphael – UNHCR Central Europe
Raphael Lemkin

Kendisi de Yahudi olan ve 1941 yılında Nazi zulmünden kaçarak Amerika’ya yerleşen Raphael Lemkin’in, soykırım kavramını geliştirmesinde, 1915 yılında Ermenilere, Nazi Almanya’sında ise Yahudilere yapılan muamelelerin oldukça etkili olduğu biliniyor. Lemkin’in adı, Ermenistan’ın başkentinde bir caddeye de verilmiştir.

1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi’ndeki soykırım suçu, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kuruluşunu düzenleyen Roma Statüsü’nde de aynı şekilde yer almıştır. Soykırımın ilk defa 1948 tarihli bir Sözleşme’de tanımlanmış olması nedeniyle, bu tarihten önceki olaylara uygulanıp uygulanamayacağı sorunu, ayrı bir yazının konusudur.

Türk Ceza Kanunu’nun 76. maddesinde de soykırım suçu aynı ifadelerle tanımlanmıştır.

Uluslararası ve ulusal düzenlemelere göre soykırım suçunun oluşabilmesi için:

— Eylemler bir plan çerçevesinde yapılmalı,

— Eylemlerin amacı, milli, etnik, ırki veya dini bir grubun tamamen veya kısmen yokedilmesi olmalı,

— Bu grupların üyelerine karşı öldürme, yaralama, “Grubun, tamamen veya kısmen yokedilmesi sonucunu doğuracak koşullarda yaşamaya zorlanması” veya “Gruba ait çocukların bir başka gruba zorla nakledilmesi” eylemlerinden birinin gerçekleştirilmesi.

Görüldüğü üzere, tanım gayet açık. Buradaki unsurlardan bir tanesi yoksa, soykırım suçu oluşmaz.

Uzun uzun soykırım kavramı ve kapsamını yazmamın nedeni, olayın hukuki çerçevede ele alınması gereken bir konu olmasıdır.

Soykırım teknik bir kavramdır, tıpkı adam öldürme gibi, hırsızlık gibi…

Bir politikacının soykırım var demesiyle soykırım var olmaz, yok demesiyle de yok olmaz.

Ronald Reagan’ın 1981’de “Ermeni soykırımı” ifadesini kullanması da, Bush ve Obama’nın söz vermelerine rağmen susmaları da, Biden’ın konuşması da politiktir.

Soykırıma karar verecek olan makam, yerel mahkemelerdir. Yerel mahkemelerin adaleti tesis edemeyeceği anlaşılırsa, Uluslararası Ceza Mahkemesi’dir.

İş bu aşamaya gelinceye kadar yapılması gereken ise, soykırımın hukuki bir kavram olduğu gerçeği üzerinden ilerlemektir.

Madem soykırım bir suçtur ve bu suçun işlendiği iddia edilmektedir. O halde takip edilmesi gereken yöntem de, bir suç soruşturmasında takip edilmesi gereken yöntemdir.

Böyle bir soruşturmada, tarafların iddiaları çok önemlidir. Her bir iddia tek tek ele alınmalı, doğruluğu yanlışlığı tespit edilmeli.

Tanıklar çok önemlidir. Kalanlar, gidenler, seyredenler. 106 yıl önce olmuş bir olayın elbette doğrudan tanığını bulup, ifadesini almak mümkün değil. Dolaylı anlatımlara, tanıkların hikayelerini bilenlere, dinleyenlere başvurulmalıdır.

Olay yeri incelemesi yapılmalıdır. 106 yıl önce çok geniş bir coğrafyada yaşanmış bir olayın, olay yeri incelemesi mi olur, demeyin. Her olayın kendine özgü bir incelemesi olur, yeter ki incelemeyi yapma yetkinliğine sahip profesyoneller seçilsin.

106 yıl önce yaşanmış bir olay, elbette sadece bir hukukçunun hukuki bilgisiyle çözebileceği bir olay değildir. Normal ceza davalarında olduğu gibi, çözümü uzmanlığı, özel ve teknik bilgiyi gerektiren bu olayda da işinin ehli özellikle tarihçi bilirkişilerden yararlanılması gerekir.

İddialar çok ağır.

1915’te bir şeyler olmuş, hem de çok vahim şeyler.

“Soykırım olmamıştır” iddiasında bulunanlar, olayın hukuki değerlendirmesini yapmaktan uzaklar.

O zaman savaş vardı, diyorlar. Yukarıdaki maddeyi tekrar okuyun. Savaş, soykırımı suç olmaktan çıkaran bir argüman değil ki. Yahudi soykırımı 2. Dünya Savaşı’nın en kızıştığı zamanlarda yaşandı.

Tehcir Kanunu olarak bilinen zorla göç ettirme, sürmeye dair bir kanun var. Bu kanunun uygulanması kapsamında bir kısım Ermeniler, ölümle sonlanacak koşullarda yaşamaya zorlandılar mı? Bu soruya “evet” dedirtecek o kadar çok trajik hikaye var ki anlatılan.

Biz bir yandan Ruslarla savaşırken, diğer yandan doğudaki Ermeni çeteleri bize saldırıyordu, diyorlar. Ama vatanlarından sürülen Ermeniler sadece savaş bölgesindeki Ermeniler değil ki! Aydın’dan Eskişehir’e, Kocaeli’den Gaziantep’e, Bilecik’ten Yozgat’a Anadolu’nun her bölgesinden Ermeniler Tehcir Kanunu kapsamında zorla yurtlarından sürülmüşler.

Anne babalarından ayrılan çocuklar, eşlerinden ayrılan evli çiftler, kaybolan hayatlar, yağmalanan mallar, yok olan kültürler…

Erdoğan’ın tabiriyle, Müslüman yerli halk tarafından arsaya çoktan çevrilen Ermenilerin arazileri…

Buna bizzat defalarca şahit oldum. Doğuda hakim olarak görev yaparken, gayrimenkul sahibinin tespitine yönelik davalarda gayrimenkulü kullanan kişiler bu yerlerin kendilerine dedelerinden miras kaldığını, onlarca yıldır kullandıklarını iddia ederlerdi. Hazine avukatı ise, bu taşınmazların Ermenilerden kalan arazi olduğuna dair resmi kayıtları sunardı. İncelediğim resmi kayıtlarda, açık-seçik Ermeni isimlerini görürdüm.

Gayrimenkul kayıtları da, böyle bir soruşturmada bakılması gereken deliller.

Son derece hassas bu soruşturmada, tatmin edici bir sonuca ulaşmak için altı çevrilmedik taş kalmaması gerekir.

Tarihsel gerçeklikle uyumlu, delillerle desteklenmiş, taraflı olmayan, objektif bir gözlemciyi ikna etmeye yetecek nitelikte rapor ve çalışmaların olmaması büyük eksiklik.

Bu nedenle etkin bir soruşturmanın yapılması çok önemli.

Şunu da belirtelim ki, böylesi bir soruşturmanın sonucundan her iki tarafın da ürkmemesi gerekir.

Soykırımın olmadığı sonucuna ulaşılırsa, en azından soykırım olduğunu iddia edenler aslında ne olduğunu görmüş olacaklar.

Soykırımın olduğu sonucuna varılırsa, faillerin torunlarının adaletin tecellisiyle vicdani huzura ulaşması gerekir.

Müslüman Osmanlıya toz kondurmayanlar, unutmamalılar ki, Hz. Muhammed “Hırsızlık yapan kızım Fatıma da olsa, adaletten ayrılmazdım” diyor.

“Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun.”

Yazının başlığındaki soruya gelecek olursak, “Bizden soykırımcı çıkar mı?”

Dersim, Maraş, Çorum, Sivas katliamlarına, 6-7 Eylül olaylarına, Diyarbakır Cezaevi’ndeki işkencelere baktığımda…

Doğuda Kürtlere yönelik ağır hak ihlallerine, gözaltında kaybolanlara, asit kuyularına…

PKK’lı olmakla suçlanan Hacı Lokman Birlik’in cesedinin polisler tarafından zırhlı araca bağlanarak yerde sürüklenmesine…

2015-2016 Şırnak çatışmalarına, Silopi’de keskin nişancılar tarafından vurulan Taybet Ana’nın cesedinin 7 gün boyunca sokak ortasında bekletilmesine, Cizre’de gömülmesine izin verilmeyen ve cesedi kokmasın diye annesi tarafından buzdolabına konulan 10 yaşındaki Cemile’ye,

Hepimizin gözünün önünde gerçekleşen 15 Temmuz sonrası olaylara, bir grubu “terörist” olarak ilan edip istediğini de o torbanın içine koyduktan sonra, yapılan işkencelere, adam kaçırmalara, işten çıkarıp açlığa mahkum etmelere, tutuklamalara, yurtdışında tedavi için dahi pasaport verilmeyen çocuklara, Meriç’te, Ege’de boğulan çocuklara, anne ve babaları birlikte tutuklandığı için yapayalnız kalan, hastanede hayat mücadelesi veren çocuklara baktığımda…

Ve belki de en önemlisi…

Tüm bunlar olurken, bu toprakların insanlarının adeta hiçbir şey olmamış gibi kayıtsızca hayatlarına devam etme çabalarına…

“Terörist” yaftasıyla ya da başka bir sıfatla ötekileştirdikleri kişilere karşı bir kısım insanlarda ortaya çıkan kinin ve nefretin derinliğine baktığımda…

Evet, maalesef, bizde de o potansiyel var.

Son söz olarak, 1915’te aslında ne oldu ise, orada öylece durmakta, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta ve objektiflikte aydınlatılmayı beklemektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir